Tarihçemiz

TARİH İÇİNDE DİVRİĞİ

BİRİNCİ BÖLÜM
1 Divriğinin Coğrafi yapısı
a-Divriğinin yeri
Sivas'ın Doğu Anadolu Bölgesi'nde kalan,Yukarı Fırat bölümünün İç Anadolu sınırı yakınındadır.İlçenin yüzölçümü 2.782 

km2 dir.Kuzeyde imranlı ve Zara ,batıda Kangal ,güneyde Malatya,doğuda Erzincan İlleriyle çevrilidir.Yüksekliği deniz 

seviyesinden ortalama 1250 metredir.Yükseklik 900-1000 metreden başlar.Yüksek ve sert dağlarla çevrili olması ulaşımda 

zorluklar meydana getirir.İlçenin dış bağlantısı belli bazı geçit ve yollarla mümkün olmaktadır.Sivas'a demiryolu ile 

179,kaarayolu ile 168 km'lik yoluyla bağlanır.Zara-Arapkir yolu ise ulaşıma pek elverişli değildir.
İlçe Çaltı suyu vadisinden dar bir ova içinde kurulmuştur.Jeolojik yapısı 2. ve 3. zaman izlerini taşır.
b) Yeryüzü şekilleri
Divriği,Torosların kuzeydoğuya açılan ve Doğu Anadolu dağlarıyla birleşen kollarının belirlediği dağlık bir alanda yeralır.İlçe 

alanının kuzey kesimini Tecer dağlarının uzantısı olan Çengelli Dağı (2596 m) ,Delidağ (2150 m),Efendi,Göldağı ve Akdağ, 

güneyde Yama, Demirli, Geyikli Dağları güneydoğusunda Sarıçiçek,doğusunda Iğımbat Dağı ve batı kesiminde Dumluca yer 

almaktadır.İlçenin güney sınırında volkanik kökenli Yama Dağı (2631 m ) bulunmaktadır.
Başlıca yaylaları;Yama,Sarıçiçek,Göldağı,Eğrisu,Demirli ve Dumluca olmakla beraber birçok köyün kendine ait yayları 

vardır.Dağların yüksek ,serin ve yaylacılığa elverişli şekilde otlaklarla kaplı olması,ayrıca toprak veriminin düşüklüğüde 

yaylacılığı ön plana çıkarmıştır.
Arapkir-Divriği arasında Mamahan Geçidi,güneyden Malatya ile Gölçebel geçidi, Sincan Nahiyesi ile Kangal arasında 

Kısıkbel,Delidağ üzerinde Delidağ geçidi,Divriği-Kangal arasında Karasar geçidi ve Kemaliye ile Divriği arasında Ortaköy 

geçitleri ile ilçeye bağlantı sağlanır.
c) Akarsular
İlçenin en önemli akarsuyunu Kangal ilçesi Karagöl dağlarından doğan Çaltı suyu teşkil eder.Bu su aktığı vadi boyunca bir 

fayda sağlamadan Kemaliye ilçesi topraklarından Karasuyla karışarak Keban barajı gölüne dökülerek Fırat nehrine 

karışır.Sulamada fayda sağlayan bu suyun kollarıdır.Bunların en önemlisi Sincan ve Hamu dereleri ile Nıh çayı ve Palha 

çayıdır.
1992 yılında Mursal barajının açılmasıyla birlikte ilçenin sulama olanaklarının arttığı,böylece suya olan gereksinim büyük 

ölçüde giderilmiştir.
d) Nüfüs
Divriği İlçesi,ilin diğer ilçelerne göre dış göçün fazla olduğu bir bölgedir.Ulaşım ağının kenar noktasında yer alması ilçeyi 

oldukça cansız bir hale getirmiştir.İş alanlarının yetersiz olması dışa göçü gün geçtikçe artırmaktadır.
İlçede 1990 genel nüfus sayımına göre 33.100 kişi, yaşamakta idi,bunun 17.650si ilçe merkezinde geriye kalanlar bucak ve 

köylerde yaşamakta idi.1985 sayımına göre ilçe merkezinde 16.331 kişi yaşarken 1353 kişi artarak 17.650 olmuş,kırsal 

kesimde tam tersine dönerek 1985de 22.200 kişi yaşarken 1990 yılında 15.540 a düşmüştür.7 bin kişi civarındaki bu 

azalmaya ilçenin normal nüfüs artışı hızı ilave edildiğinde göç olayının boyutu ortaya çıkmaktadır.
1998 nüfüs sayımında nüfüsun 15.600 olarak tesbit edilmiş olup bunun 2500 ü köy ve bucaklarda yaşamaktadır.Kırsal 

kesimde tüzel kişiliği devam edip,hiçbir insanın kalmadığı köyler oluşmaya başlamıştır.İlçenin nüfüs yoğunluğu 11.28 dir.
e) Eğitim ve Kültür
Divriğinin tarihine baktığımız zaman Selçuklular dönemine ait şifahane bugünkü Tıp Fakültesi gibi bir yerin bulunması daha 

bu dönemde bu ilçenin önemini artırmıştır.Çeşitli devletlerin iletişiminde bulunduğu bir bölge olması, uğrak noktası olması 

kültürel yöndende canlı kalmasını sağlamıştır.
Divriğinin bu günkü düzeyine baktığımızda okur- yazar oranı % 80-90 civarındadır.İlçenin eğitim kurumları başta 

Cumhuriyet Üniversitesine bağlı olan Divriği Meslek Yüksekokuludur 1997-1998 öğretim yılında öğretime 

başlamıştır.İlçelerimiz içerisinde yüksekokulu açılan ilk ilçemizdir.Orta dereceli okullardan Divriği Lisesi,Endüstri Meslek 

Lisesi ,İmam Hatip Lisesi, Yatılı Bölge Okulu ve İlköğretim olarak Atatürk,Cumhuriyet, Danacı Sadık Özgür,İstiklal, 

Mustafa Necati,100. yıl dır.Bucak ve köylerde okullar bulunmaktadır.Öğrencisizlik yüzünden bazı köy okulları kapalı 

durumdadır.
f) Ekonomi
Divriğide tarım ve hayvancılığın yanında en öemli kamu kuruluşu, Divriği Madenler Müessesidir.Halkın geçimine büyük 

katkı sağlamaktadır.
İlçede meyve ve sebze üretimi yaygındır.Ceviz ve kaysı üretimi fazladır.Dağlık bir alana sahip olduğundan büyükbaş hayvan 

yetiştirilmektedir.Kavak yetiştirilmeside geçim kaynaklarından sayabiliriz.
DİVRİĞİNİN TARİHİ
Türk Fethi Öncesi: Divriğinin tarihi konusunda geniş ve yeterli bilgiler yoktur.Hititler zamanından beri yerleşme alanı olarak 

bilinmekte ve ilk kuruluşunun M.Ö. 90 senelerinde olduğu ileri sürülmektedir.Hükümdar Pond Kralı Midridat ile Romalılar 

arasında Palanga düzlüğünde yapılan savaşı Roma orduları kumandanı Ponpei kazanmıştır.Başarısını ebedileştirmek 

amacıyla zafer şehri anlamına gelen Nikopolis adıyla Divriği kentinin ilk kuruluşu başlamıştır.Eski yunan yazılarında Apbrike 

olarak görülen Divriği,Roma İmparatorluğu bölündüğünde Doğu Roma (Bizansa) tabi olmuştur.Adı Tephrike olarak yaygın 

bir hal alımıştır. Arap coğrafyacıların ilk kaynaklara uygun olarak APBRİK diye tesbit ettikleri şehir Bizans ile İran arasında 

sınır karakollarından birini meydana getirmiştir.İmparator Heraklius tarafından Sasani yayılmasından kurtarılan Divriği kısa 

bir süre sonra arap saldırılarıyla karşılaştı.Bu devirde Divriği kendi adıyla anılan bugünkü Çaltı suyu üsütndeki yüksek bir 

tepede sağlam bir kale olarak startejik bir değer taşımakta idi.Halkı Antakya Piskopozu Semsetli Parlosun yaymış olduğu 

Hristiyan-Peğan karışımı mezhebini kabul etmişti.Bu mezhebin başlıca merkezlerinden biri idi.
Paulikyanlar zaman zaman Bizanslarla ve Araplarla çatıştılar.8. yy da Divriği ve Arguvanda yaşanan olaylar,dönemin Arap 

ve Bizans yazarlarınca ilgi ile izlendi.Arapların biyalıka,Rumların Paulician dedikleri Paulikyanlar Divriğide kaleler ve 

tapınaklar yaparak burayı başkent edindiler.9. yy da başka bölgedeki dindaşları kaçıp Divriğiye sığındılar.Güçlü önderlerin 

yönetiminde ayaklanan Paulikyanlara karşı ,Bizans İmparatorları Mihail III (842-867), Bsileus I (867-886) ve Leo VI (886

-912) seferler düzenlediler.Kent ve çevresi çok kanlı olaylara ve kıyımlar tanık oldu.Halkın büyük çoğunluğu da sürgüne 

gönderildi.Bir Bizans garnizonunun yerleştiği tephrike Kalesi, Sasani ve Abbasi sınırlarına yakın bir konumda haberalma ve 

ileri karakol olarak önem kazandı..
Divriğinin yakınında bulunan bir mağara ve bir kilise şehre kutsallık kazandırıyordu. Mağrada saklanmakta olan din 

şehitlerinin cesetleri ise (Ahab-ı Keht) olarak değerlendiriliyordu.Paulikyanlar Ankara ya kadar uzanan bütün Kapadokyayı 

ele geçirmişlerdir.
Türk Fethi Sonrası: I)Selçuklular Dönemi: Malazgirt Meydan Savaşından (26 Ağustos 1071) sonra Anadolunun kapıları 

Türklere açılmış oluyordu.Bizans ordusunun büyük bir kısmı Malazgirt Savaşında yok edildiği için Türklere karşı koyacak 

düzenli bir kuvvet kalmamıştır.Selçuklu hükümdarı Alpaslanın kumandanlarından Ahmet Danışmandı 

Sivas,Kayseri,Malatya,Emir Saltuk Erzurum,Harput,Mengücek Gaziyi de Erzincan,Kemah ve Divriği havalisini ıslah için 

görevlendirmiştir.Böylece Divriği 1092 de Türk egemenliğine girmiş oldu.Bu kumandanlar gittikleri yerlerde kendi adlarıyla 

anılan birer vasal devlet kurmuşlardır.
Mengücek Gazinin bağlı olduğu Oğuz boylarından Kayı,Bayat,Karaevli ve Alkaevli boylarının Divriğiye yerleştiği 

bilinmektedir.
Mengücekler Divriği Kolu Seceresi
Mengücük Gazi
İshak (1142-?)
Divriği kolu Kemah-Erzincan kolu
Süleyman Şah I
Şahin Şah
İshak Süleyman II
Ahmet Şah
Muayyad Salih
Merkezi Erzincan olan Mengücük Devletinin kurucusu Mengücük Gazi hayatta iken Divriği ve çevresini oğlu İshak Bey'e 

terk etmiştir.Bunun üzerine 1095'de Divriği Mengücek Devleti kurulmuş oldu.Bu küçük devlet doğuda Erzincan,güney-

batıda Danişmentler,kuzey-kuzeybatıda Saltuk Oğulları ile çevriliydi.Danişmentlilerle beraber Karadeniz rumlarına karşı 

mücadelelere katılıyorlardı.
II.Beylikler Dönemi
Divriği kolunun başında bulunan ilk bey İshak Bey'in oğlu ve Mengücük torunu Süleymandır.
I.Süleyman Şah (İshakoğlu, 1142-?) babasının ölümünden sonra beyliğinin bağımsızlığına başladığı söylenebilir,fakat 

1095'lerde Mengücek'in yada oğlu İshak'ın zaman zaman Divriği'de oturdukları,beyliği buradan yönettikleri,o yıllara değin 

tarih haberleri içindeki "Divriği Hükümdarı" deyiminden anlaşılır.
I.Süleyman'ın babası oğluna göre sönük kalmıştır.Kitabelerdeki adı ise ünvansızdır.kale cami ile Sitte Melik Türbesi 

Kitabelerinde Süleyman Şahin Şah'ın babası olarak tanınır.Süleyman adı oğlunun paralarında ve torunu olup Konya Karatay 

vakfiyesini tanık olarak imzalayan İshak'ın adıyla birlikte de okunmaktadır.Ünvansız olması belkide hiç beylik yapmadığı 

ihtimalini düşündürmektedir.
Süleymanoğlu Emir Seyfeddin Şahin Şah (1174?-1196) II.Kılıçaslan'ın 1178 doğu seferine katıldığı,kuzeni Erzincan emiri 

fahruddin Behramşah'la birlikte şah ünvanı aldığı,Divriği'yi zapt eden II.Kılıçaslanın Şahin Şah'ın yarı bağımsızlık 

hakimiyetine ilşmediği görülmektedir.
Kitabeleri Kale Cami ve türbesindedir (Şahin Şah veya Sitte Melik Türbesi)
"Mengücek soyunun övüncü Emir Mengücoğlu,İshakoğlu Süleymanoğlu Şahin Şah ....diye devam eder ve birçok ünvan 

sıralanır.Bu kitabede Şahin şah'ın 1194 yılına kadar bağımsızlığını koruduğu anlaşılır.
Cami kapısındaki kitabede "Husam emir'ül mümin'in" (Hilafetin Kılıcı) minberde de tekrarlandığı halde,Türbede zahir emir'ül 

mümin'in (Hilafetin dayanağı) doğrudan halifece verilmiş olmalıdır.Ailede Şahin Şah tan başkasında bu ünvana rastlanmaz.
Divriği Mengüceklerinden yalnızca şahin şah adına kesilen paraların örnekleri bulunabilmiştir.
Şahin şah Divriği kolunun ilk ünlü hükümdarıdır.Divriği tahtında 25-30 yıl kaldı.şahin Şah Divriği kalesindeki camiinde 

banisidir.Kale cami kitabesinden anlaşılacağı üzere 576 (1180/1181) da yaptırılmıştır.şahin Şah kasabanın ortasında 

kendisine birde türbe yaptırmıştır.Bu eseri halk arasında Sitte Melik adı ile anılmaktadır. Türbenin kitabesi 592 (1196) 

dır.Kitabede o zamanlar bütün Türk sultan ve melikleri tarafından kullanılan alp,kutluğ,uluğ,tuğrul,tigin ....gibi ünvanlar ve 

lakaplarda bulunmaktadır.şahin Şah döneminde Kale Camisi ve Sitte Melik türbesinden başka Kemareddin ve muhtemelen 

Ahi Yusuf türbeside yaptırılmıştır.
Şahin Şah'ın Süleyman ve İshak adlı iki oğlunu tanıyoruz.Süleyman'ın adı kitabelerde geçmektedir.kendisine ait bir abideye 

rast gelinmemiştir.Diğer oğlu İshak 645 (1247) de tanzim edilen karatay Vakfiyesindeki şehitlerarasında görülmüştür.
II.Süleyman Şah (1196-?)
Adına oğluna ve torununa ait eserlerin kitabelerinde ve ulucami vakfıyesinde rastlanır.Mengüceklerin en büyük maliki olan 

Ahmet Şah'ın babasıdır.
Melik Ahmet Şah (1228 den önce -1252 den önce) Anadoluda kargaşalığın hüküm sürdüğü döneme rastlayan şahlığı 

döneminde yakın zamana kadar şehrin içme suyu ihtiyacı karşılayan Ahmet Şah suyu,yol, savunma,ibadet,hayır 

kurumu,sağlık,ulucami,iki hamam,türbeler,bedesten ve çevre köylere hanlar,çeşmeler, köprüler yapıldı.Divriği'nin en parlak 

dönemi Ahmet Şah döneminde yaşandığı bilinmektedir.
Cami minber kitabesi Ahmet Şah'ı zengin ünvanlı bir hükümdar olarak tanıtıyor.
Alaaddin Keykubat'ın 1237 de ölmesi üzerine tekrar bağımsız kaldığı anlaşılıyor.Ahmet Şah'ın Keykubat'ın yerine geçen 

çocuk Sultan II.Gıyaseddin Keyhüsrev'i matbu tanımadığını gösteriyor.
Ahmet Şah'ın yaklaşan Moğol tehlikesi nedeniyle Alaaddin Keykubatın girişimine paralel olarak Divriği kalesini genişletti ve 

onarttı.Bu çalışmalar 1232-1252'lere kadar yani oğlu Melik Salih dönminde de sürdürüldü.Aslında Ulucami yapımının 

başlandığı 626-1228 den itibaren 1247 ye kadar bayındırlık ve sanat çalışmaları devam etti.Yegane içme suyu olan Ahmet 

Şah suyu 20.yy ilk yarısına kadar kullanılmıştır.
Ulucami vakfiyesi 15 Muharrem 641 (5 Temmuz 1243) tarihlidir.O halde Ahmet Şah ve annesi Fatima hatun bu tarihte 

hayattaydılar.Metne göre ana-oğul Divriği mahkeme heyetinin katına çıkıyorlar.Dine ve yasalara uygun bir vakıf kurmak 

istediklerini açıklıyorlar.Belgeler hazırlanıyor,mahkeme heyeti ve tanıklar imzalıyor.Vakfın sürekliliği ve bozulmaması için 

özel formüller yazılıyor.Ana-oğul Divriği kentindeki topraklarını toplu bir vakıf olarak saydıktan sonra 22 parçaya 

bölüştürülen gelirin nasıl ve nerelere harcanacağını belirtiyorlar.Herhangi bir hile ihtimalide göz önüne alınarak Kuran-ı 

Kerim'in bir ayetiyle uyarıda bulunuyorlar.Vakfiyenin düzenlendiği tarih 3 Temmuz 1243'teki Moğol saldırısında Kösedağ 

Divriği'ye kuş uçumu 70 km dir.Moğol yenilgisi haberi üzerine varsayımlara göre Ahmet şah hiç değilse bir moğol istilasına 

karşı Ulucamiyi koruyabilmek,mülkünüde buraya bağlamış olabilmek için alelacele söz konusu metni düzenlemiştir.Vakfiye 

sonundaki Kur'an hükmüde böyle bir kuşkuyu doğrular biçimdedir.Ahmet Şah 1243 de hayattaydı.Moğol akınlarının 

yağmalarına tanık oldu. Daha sonra ne kadar yaşadığı bilinmiyor.Ulucami ile bitişik Darüşşifa arasındaki türbede irili ufaklı 

15 kabir görülür.Bunlardan sırçalı tuğla ile örülmüş,diğerlerinden yüksekçe ve ortada olanı Ahmet Şah ile ilgili olabileceği 

sanılıyor.
Melik Müeyyed Salih (1143-1152 arası-1277'ye doğru) Ahmet şah'ın oğludur.641 (1243) deki Moğol saldırıları sırasında 

yıkılan Divriği kalesinin surlarını onartmıştır.yeni burçlar yaptırmış,Aslanburç'ada kitabesini koydurttu.Bu kitabeden 

anlaşılacağı üzere Melik Salih Selçuklulara bağlı yarı egemen bir beylik sürdürdü.Yine kitabede şah ünvanını kullanmadığı 

dikkati çekiyor.Prens Salih Selçukluların koruyuculuğu altındaki Divriği'deki Mengücekoğulları varlığını bir süre daha ayakta 

tuttu.
III Mengücek Beyliğinden Sonra Divriği
675 (1276-1277) de Hülagunun oğlu İran İlhanlı hükümdarı Abaka, Mısır Memlüklülerine karşı Elbistan seferine 

giderken,Divriği'ye de uğramış,şehir eşrafının kendisini istikbal ederek iyi bir şekilde karşılamasına rtağmen surların 

yıkılmasını emretmiştir.Ancak bilinen o ki 1277'de Mengücekoğullarının idaresi artık sona ermiştir. Mısır Memlüklülerinin 

hükümdarı,Melik Zahır Baybars'ın orduları tarafından şehir1381'de tamamen işgal edilmiştir. Mısırlıların idaresine Divriği 

dahil olmasından sonra Abaka Han tarafından yıkılan surlar tamir olmuştur.Divriği 1300 senelerine doğru Malatya'ya 

savaştan dönen ve ilhanlılara tabi bulunan son Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat tarafından yağmalanmıştır.1340' a 

kadar geçici Moğol (İlhanlı) işgalinde kalan Divriği 1340-1398 tarihleri arasında yerli bir hanedan olan Şuhrilerin 

yönetiminde,Eratna sonra da Kadı Burhaneddin hükümetine bağımlı kaldı.
Mısırlıların idaresinde Halep eyaletine bağlı bir serhat şehri haline gelmiştir.(1381)Anadolu'daki Türk birliğinin dağılmasından 

sonra Sivas Eratna Oğullarına bağlanmışken Divriği'nin Mısır-Memlük yönetiminde kaldığı görülür.1398 tarihinde Karayülük 

Osman'ın Sivas Sultanı Kadı Burhaneddin'i Zara ve Divriği arasında yenilgiye uğratıp öldürmesinden sonra yöreye hakim 

olan yıldırım Beyazıt Divriği kalesinin Mısırlı vali İbrahim Şuhri'ninn oğlundan teslim almıştır.Böylece Osmanlı devletine dahil 

olmuş isede, o sırada Timur'a karşı tedbir almak lüzumunu hissettiğinden 1041 Timur'a karşı Memlük imparatorluğu ile 

anlaşma yaparken bu kaleyi yine Memlüklere bırakmak zorunda kalmıştır.Memluklu sınırlarına katılan bu kent 

Memlüklülerin kuzey doğudaki önemli karakolu oldu.15. asrın ikinci yarısında Uzun Hasan'ın muharebelerinde ve 16. asrın 

başında Şah İsmail'e mensup kuvvetlerin hareketleri esnasında,mevkinin sapalığı yüzünden olayların çıkmadığı 

görülmüştür.Divriği'de Mısır hakimiyeti tam olarak ne zaman sona erdiği bilinmiyorsada bu hakimiyet Mercidabık Zaferine 

(1516) kadar devam etmiş olması mümkündür.
Memlüklü döneminde Naibu's Sultana ünvanıyla yöneticilikte bulunanlar yeni birçok cami,türbe,han,hamam ve zaviye 

yaptırdılar.Kantepe,Hoca Mercan,Araplık,Kadı İskender adlarını taşıyan eserler Memlüklülerin döneminden kalmadır.
IV Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Divriği
Divriği'nin 1516 Mercidabık galibiyetinden sonra Osmanlı mülküne katılmasıyla Sivas Eyaletlerine bağlanan bir sancak 

merkezi olmuş ve daha sonra kazaya tahvil edilmiştir.Asayişin yerinde olduğu yıllarda Divriği Harput'u Arapgir üzerinden 

Zara'ya ve Karadeniz kıyılarına ulaşılan yol üzerinde bir merhale rolünü oynardı.1850 ye kadar Gürün ve Darende kazaları 

ile Kangal,Alacahan,İbn-iad nahiyelerini kapsayarak Rum (Sivas) eyaletinin bir sancağı oldu.
1535'de ve sonraki yıllarda birçok kez tahrire tabi tutuldu.Bunlara ait defterler ve süren savaşlar,iç 

sorunlar,vergilendirme,tımar ve evkaf işleriyle ilgili yüzlerce ferman ve belge Osmanlı arşivlerinden toplandı. Bu konuda 

muhimme defterlerinden ilginç birkaç örnek vermek yararlı olur.16. yy ın ikinci yarınsında Divriği kalesinde bazı 

ayaklanmacı ve Celali önderleri hapsedilmiştir.Yine aynı yıllarda Divriği alay beyleri halka kötülüklerde bulundukları gibi 

İran'la da gizli ilişkilere girerek Şaha yardım etmeye çalışmaktaydılar.İran'da nal ve mıha duyulan aşırı ihtiyaç sebebiyle 

Divriği'de üretilen nal ve mıhlar el altından İran'a kaçırılıyordu.Bu işi yapanlar haydutluk suçlamasıyla idam 

ediliyorlardı.Divriği'deki küherçile imalathanesinin çalışmasını engelleyenlerle İranla işbirliği yapanlar başka bahenelerle 

asılmaktaydılar.1580'deki İran seferi sırasında Osmanlı Ordusu için Divriği'den 100 bin nal ve 600 bin mıh sevk edilmiştir.
17. yy da Celali başbuğları yada yardımcıları geçici sürelerle Divriği kalesinde tutundular.Sultan IV.Murat (1623-1640) doğu 

seferi boyunca Divriği'nin sorunlarıyla da ilgilendi.Kenti önemli merkezlere bağlayan caddeleri kervan yollarını onarttığı gibi 

köprüler,hanlar yaptırttı.Dumluca,Pamuklu Han,Burmahan konakları ile halen kalıntıları görülebilen bazı çaltı köprüleri de bu 

dönemden kalmadır.17. yy ın ikinci yarısında korkunç denilebilecek düzeyde güvensizliğe terkedilen Divriği ve çevresi 

eşkıya guruplarının baskısına girdi.Bu yüzden köylüler topraklarını bırakıp başka yerlere göçmeye başladılar.17. yy ın 

sonlarında ise yerli Ayan ve derebeyleri nüfus kazandılar.Bunların zorbalıkları kadar konar-göçer çetelerin hatta eyalet 

valilerinin bile baskıları şehri sürekli geriletti.
Ancak 1790'larda otorite kurabilen Vezir Köse Mustafa Paşa ile kent beklenmedik bir gelişme sürecine girdi.Köse Paşa 40 

dükkanlı bir demirciler çarşısı yaptırdığı gibiDumluca ve Ziniski'de de ilkel yöntemlerle demir üretilmesine olanak 

sağladı.Kuraklığı önlemek için Uluark su çetvelini yeniletirken içme suları akıttı,değirmenler köprüler ve kendi adına da 

büyük bir cami (Paşa Cami) inşaa etirdi.Fakat oğlu Vezir Hafız Veliyeddin Paşa'nın 1812-1813 yıllarındaki ayaklanması 

Divriği için bir şansızlık nedeni oldu.1844'te gerçekleştirilen ilk nüfus tahririnde kentte 10.000 dolayında bir nüfus yaşadığı 

belirlendi.
I.Ahmet'in saltanatı zamanında yapılan yönetimdeki değişiklikle Sivas İli eyalet merkezi haline getirilerek Divriği sancağı da 

buraya bağlanmıştır.Tanzimatın ilanından sonra 1854 yılında sancak merkezi olan Divriği,Sivas iline bağlı bir ilçe haline 

getirilmiştir.
Devletin kuvveti zayıfladıkça Divriği önemini kaybetti ve 19.yy ın sonlarında çevre asayişsizlikten sıkıntı çekti.Bu arada 

nüfüsu 5000'e düşmüştür.